Gazeteci İrfan Aktan’ın ‘Karihōmen – Japonya’da Kürt Olmak’ isimli kitabını bir solukta okudum. İlke TV’de Aktan’ı ağırlamak ve kitap üzerine konuşmak üzere epey not almıştım. TV programı 17 Şubat Salı günü olacaktı. Fakat o gün bir şafak baskınıyla gözaltına alındım ve tutuklandım. Bu nedenle kitabı köşemde tanıtmak durumunda kaldım.
En uzak diyar
12 Eylül cuntasının köşe taşlarından biri de kanlı Maraş Katliamı’dır. Esas olarak Kürt-Alevi toplumu hedefe alınmış ve yüzlercesi katledilmiştir. İlerleyen yıllar, zorlu göç yıllarıdır. Maraş’ta kalanlar büyük kuşatılmışlık içinde yaşamı sürdürürler. 1990’lı yıllar ve çatışmalı süreç yeni acılar ve göç yolları demektir. İrfan Aktan işte bu kadim kavmin peşine düşer. Üstelik Maraş’tan ta Japonya’ya uzanan kitlesel bir göç hikayesidir bu. Göçün kimlik boyutu Kürtler ve Alevilerle ilgilidir. Sınıfsal boyutu ise emek ve yoksulluk. En uzak diyarlarda dahi Kürt’e rahat yaşamak namümkündür.
Japon hijyenizmi
Aktan’ın sözlü röportaj ve saha gözlemlerine dayanan Türkçü-sağcı ırkçılık ile Japon ırkçılığının nasıl ortak kümede göstermesi bakımından çarpıcıdır. Doğrusu kitabı okurken, Eskişehir’de bir örneğini gördüğümüz fanatik saldırganlarla Neo-Nazi semboller arasındaki bağlantılar aklıma geldi. Neo-faşizm tehdidine bir ek de Japon faşizminden esen rüzgarlardır desek abartı olmaz.
Geleneksel Japon faşizminin göçmen ve Kürt (yabancı) karşıtlığı üzerinden toplumu yeniden dizayn etmeye çalışması, Aktan’ın kaleminden hem bizlere, hem de küresel dünyaya çok şey söylüyor. Japonya’da ırkçılığın ve kitle faşizminin temel özelliklerinden biri olarak kullanılan ‘Japon hijyenizmi’ tam da burada karşımıza çıkıyor. Türkiye’de Suriyeliler için sıklıkla söylenen ‘pis, pasaklı, asalak Araplar’ aşağılaması benzer şekilde Japonya’daki yabancılar, özelde Kürt göçmenler için söyleniyor. Oysa ‘pis olmakla’ suçlanan Kürtler, Japonların metruk ve köhne evlerinin hem yıkım, hem de iç temizliğini yapan göçmen emekçiler!
Japon toplumuna nüfuz eden ‘göçmeni kamerayla takip etmek’ eylemi de kitlesel faşist lincin bir başka kültürel yansıması olarak okunabilir.
X mimaride izolasyon
Karihōmen kavramı, oturum süresi her daim askıda tutulan göçmenin her an deport edilebileceği, geçiciliğin kalıcı hale getirildiği zalim bir göç yönetimini anlatıyor. Aktan’a konuşan Kürt göçmenler bu durumu Filistin askısına benzetiyorlar. Ayak parmak uçlarına basarak askıda nefes almaya çalışmak! Tarif hemen hemen böyle. Aktan da haklı olarak bu askıda bırakılma halini ‘Japon askısı’ olarak tanımlıyor. Mimarisi X şeklinde tasarlanmış, Göç Ofisi ise sistematik geri gönderme giyotininde ağır psikolojik bunalım ya da izolasyonu yaşamak demek.
Küresel bağışçılar arasında ilk sıraları zorlayan ve böylece BM nezdinde göçmenlere karşı işlenmiş suçları profesyonelce perdeleyen Japon göç yönetimi içerdeki göçmenlere istediği muameleyi yapabiliyor. Fakat bütün bunlara rağmen Japonya’da göçmenlerle dayanışma ağlarda yok değil. Aktan aynı zamanda Kürt göçmenlerin dayanışma ve mücadele örneklerinden de kesitler sunuyor.
Kitap raflığınızda olmalı
Karihōmen meşakkatle ve risk alarak hazırlanmış, büyük emek ve disiplinle yazılmış bir araştırma kitabı. Japonya’da Kürt göçmenleri incelemek, göç çalışan araştırmacılar için de muazzam bir imkan sayılmalı. Aktan’ın çalışması Japonya’da tarih, kültür, felsefe, sosyoloji, psikoloji, coğrafya gibi kolonları da es geçmemiş. Hem bir yurttaş, hem de gazeteci olarak İrfan Aktan’a teşekkür ediyorum. Elbette kitabı herkese tavsiye ediyorum. Kütüphanenizde mutlak bulunsun.