Mülteci ve mülteci adayları için dünün dünyasından daha kötü bir düzleme giriliyor. Hem de büyük bir hızla. Sadece son birkaç haftada olan bitenler bile bize bunu söylüyor. Beri yandan merkez kapitalist ülkelerin gözünde Türkiye hâlâ en önemli “göçmen deposu.” Türkiye burjuvazisi işgücü açığını kapatmak için farklı ülkelerden “yabancı işçi” aramaya başladı.
Son gelişmeler ABD, AB merkezli yeni göç stratejisinin plan güncellendiğini gösteriyor.
1- Britanya Krallığı (BK) muhafazakâr parti döneminde Ruanda planını devreye koydu. Buna göre Manş Denizi’nde alıkonan mülteciler Afrika’da (Ruanda) depolanacaktı. Öyle ki, muhafazakâr partinin bakanları Ruanda’ya gidip orada kurulan göçmen kampı önünde poz verdiler. İşçi Partisi iktidara gelince bu planı iptal etti. Sözüm ona insan haklarını savundular! İşin aslı çok geçmeden anlaşıldı. BK Başkanı Keir Starmer, Hollanda’yı işbirliğine davet etti. İngiltere, Ruanda yerine bir başka Afrika ülkesi olan Uganda’yı gözüne kestirmişti. Kendine suç partneri olarak Hollanda’yı seçmişti. Bununla da kalmadılar, ikinci büyük “göçmen deposu” olarak Balkan ülkelerine el attılar. Bosna Hersek, Kuzey Makedonya, Sırbistan gibi ülkelerdi bunlar.
İngiltere’nin yeni göçmen planına AB de yeşil ışık yakmış görünüyor. Kanımca, İngiltere’nin hamlesi AB’yi de deportizasyon politikasında rahatlatacak. Zira AB’nin bir dönemdir üzerinde çalıştığı Yeni Göç ve İltica Paktı da deport edilecek mülteciler için Balkanlara göz dikmişti. Şimdi hem İngiltere hem de AB; geri kalmış Avrupa ve Balkan ülkelerine “kelle başı” mülteci pazarlığı götürecek. İngiltere mealen şunu söylüyor: “Benim için Afganistan, İran, Somali gibi ülkeler zor. Çünkü güven sorunu olduğu için onları ülkelerine gönderemiyorum. Üstelik Vietnam, Çin, Pakistan, Hindistan’da da ciddi göçler var. O yüzden ben bunları Uganda ve Balkan ülkelerine depolayacağım.”
Burada özellikle İran ve Çin’in durumunu dikkatle izlemek gerek. Çünkü yeni savaş konseptinde çok daha büyük göç hareketleri görmek mümkün. İngiltere ve AB yeni göçlere karşı şimdiden ön alıyor. Temel insan hakları, evrensel mülteci anlaşmaları ayaklar altında
2- Trump yönetimi işbaşına gelir gelmez göçmenlere savaş açtı. ABD-Meksika duvarı kalınlaştı. Ordu birlikleri sınıra yığıldı. ABD yurttaşları ile evli olan göçmenler deport potasına alındı. Onlara ülke için seyahat giriş yasağı başladı. Bilimsel araştırmalara sübvansiyon kesildi. ABD’deki beyaz yakalı binlerce genç Avrupa üniversitelerine yöneliyor. ABD 400 göçmeni insanlık dışı muameleyle El Salvador’a deport etti. Yargının hak ihlali kararları yok hükmünde.
Trump ekibinin adeta bir laboratuvar gibi üzerinde çalıştığı bir konu da Gazze. Trump, “Gazze bizim olacak” diyor. Gazze’yi riviera yapacağını iddia ediyor. Soykırım girişimi ve yıkım yetmezmiş gibi, İsrail ordusu bu kez tehciri gündeme getirdi. İngiltere ve AB “göçmen deposu” olarak Afrika’ya göz koyar da Trump boş durur mu? Filistinlilerin tehciri için Ürdün ve Mısır adres gösterildi. Yeni adresler Somali, Somaliland ve Sudan oldu. Tam da böyle bir zamanda İsrail güvenlik kabinesi toplandı. Savunma Bakanlığına bağlı bir birim oluşturuldu göç ve tehcir için. Adı geçen birim Filistinli mültecilerin havadan, karadan ve denizden uzak diyarlara taşıyacak. Filistin sürgünü böylece tamamlanmış olacak. Gazze’de 50 binden fazla insan öldürüldü, yetmedi. Üzerine 1 milyon 800 bin Filistinlinin tehcir planı geldi. İnsanlığın sinir uçları bir kez daha zorlanıyor. Başarırlarsa, bu gerici emel bölgeye ve dünyaya yayılacak.
3- Bu arada BM Dimi ve İnsani Yardım Koordinatörü Adam Abdelmauda bir açıklama yaptı. Suriye’ye dönen insan sayısı 1 milyonu aşmış. Yakın zamanda 3,5 milyon Suriyelinin dönmesi bekleniyormuş. Çalkantılı Suriye sahasında bu olasılık hâlâ bir muamma olsa gerek.
Aynı zaman diliminde bir açıklama da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’dan geldi. Son üç ayda 145 bin Suriyeli ülkesine dönmüş. 2017-2025 arasında ise toplam 885 bin 642 Suriyeli geri dönmüş. Suriye’nin olası olası yeniden inşası ve siyasal dizaynında hegomonik devletlerin bir gözü de geri dönen ya da döndürülen Suriyeli mültecilerde. BU durum aynı zamanda ucuz ve güvencesiz göçmen emeğinde işgücü açığı demek. İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı, katıldığı bir sahur programında “Afrika ülkeleri, Pakistan ve Bangladeş’e vize kolaylığı sağlamalıyız” dedi. İTO Başkanı Şekip Avdaniç buna gerekçe olarak, “Yabancı işçi istihdamına yönelik kısa ve orta vade için politikalar şart” beyanında bulundu. Öyle anlaşılıyor ki, sermaye çevreleri ucuz ve güvencesiz Suriyeli işçi açığını Bangladeş, Pakistan gibi ülkelerden sipariş edilecek göçmenlerle karşılayacak! Hazır “Afrika açılımı” varken oradan da ucuz ve modern köle göçmenler transfer edilecek. Türkiye böylece emek sömürüsünde hızla Bangladeşleşmeye devam edecek.
Bütün bu tablodan çıkan sonuç şudur: Yeni savaş düzenine doğru hızla yol alırken, küresel barış mücadelesi kadar göç, iltica ve mülteci haklarını daha çok gündem yapmak gerekecek. Elbette bu yaklaşımın antikapitalist bir temele oturması gerekiyor. Merkez kapitalist devletler, büyük savaşa ve bu savaşın kaçınılmaz sonuçlarından biri olan “göç dalgalarına” karşı “göçmen deposu” ülkeleri hazırlıyor. Deportizasyon, sürgün ve kırımlarla birlikte göç politikası demografik askeri/ siyasi bir güç devrede artık. Yeni göçmen planının esbab-ı mucibesi budur.
https://www.birgun.net/makale/iceriden-disariya-mektuplar-yeni-gocmen-plani-612277